‘’Bir Yanlışı Düzeltircesine Açan Çiçekler’’ Bir Kültürel Direniş Temsili Olarak Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Orkestra-Korosu

3–4 dakika

Bazen insanın içinde, anlatmadan taşıyamayacağı şeyler birikir; bazen ise anlatmaya
fırsat bulamadan, yasını tutamadan üzerine yenileri eklenir. Depremler, yangınlar, her gün
bizzat öznesi olduğumuz ya da şahitlik ettiğimiz felaketler… Şahitliğimiz sadece kötüye
değil; o zorluğun içinde kayayı delip açan çiçekler de takılıyor illa ki kadrajımıza.
İşte ben, hem o kayalara hem de kayalardan açan çiçeklere dair tanıklık sorumluluğumu
yerine getirmek için bu yazıyı kaleme alıyorum.
Depremin üzerinden neredeyse iki buçuk yıl geçti. Bu süre içinde koca bir şantiyeye
dönüşen şehirde, Antakya halkı onurlu yaşam mücadelesini sürdürmeye devam etti.
Ancak şehrin yalnızca binalardan ibaret olmadığını; kültür ve sanatın toplumsal iyileşme ve
dayanışmadaki yerini hatırlatan aktörler de vardı. Şairin dediği gibi, “umudu dürtüp,
umutsuzluğu yatıştıran” seslerden biri de Hatay Akademi Senfoni Orkestrası oldu.


Hikâyesine yakından şahitlik ettiğim bu orkestranın, bir kültürel direniş biçimi olarak hem
çocuklara hem de iyileşme sürecine nasıl katkı sunduğunu anlatmak istiyorum.
Önce, depremin hemen ardından yaptıkları dayanışma çağrısıyla farklı illerden
sanatçılarla bir araya geldiler. Bu sayede büyüyen seslerini, yurt içi ve yurt dışında verdikleri
konserlerle duyurmayı başardılar. Ardından, yıkılmış şehirlerinde yaşamın sürdüğünü
hatırlatan ezgileriyle konteyner kentlerde sahne aldılar. Enstrüman ihtiyacı olan pek çok
müzik öğrencisine enstrüman desteği verdiler. Türkiye Deprem Yardım Fonu tarafından
desteklenen ve Turkish Philanthropy Funds tarafından kabul edilen “Notalarla İyileş” projesi
kapsamında ise Güzel Sanatlar Lisesi öğrencilerine destek sağladılar.
Tüm bu süreçte beni en çok heyecanlandıran projeleri ise, İKSV’nin Avrupa Birliği
desteğiyle yürüttüğü Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı kapsamında hibe alan
“Yeni Yaşamın Filizleri: Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Orkestrası Korosu” oldu.
Bu projeyle, depremden önce başlattıkları ve kendi ifadeleriyle “çekirdekten şehrin kültür-
sanat aktörleri yetiştirme” hedeflerini sürdürdüler. Proje kapsamında 60 çocuk müzik eğitimi
aldı. Yıkımın ortasında, yaşamın daha en başında olan minik eller enstrümanlara dokundu;
birlikte tınlamanın, aynı şarkının ezgisinde yan yana durmanın tadına vardılar.

25 Haziran’da Harbiye Hidro Tesisleri’nde, çocuklar, gençler, orkestra üyeleri ve
orkestrayla dayanışmak için gelen konuk sanatçılarla birlikte 180 kişilik dev bir kadro sahne
aldı. Unutulmaz bir konserdi. Toprağını sevdiği için coşkuyla çiçek açan; kökleri zengin, bir
orman gibi güçlü ve dayanıklıydılar sahnede. Öyle vakur, öyle neşeliydiler… Başlarında ise
bu şehrin toprağının kokusunu hafızasına işlemiş; şehirle kurduğu bağı başka kalplere de
ustalıkla nakşeden Hatay Akademi Orkestrası Kurucusu ve Şefi Ali Uğur vardı.


Antakya gibi çokkültürlü bir şehirde; farklı dillerden ezgilerle, işaret dili çevirisiyle ve
sesli betimlemelerle erişilebilir ve kapsayıcı bir kültür-sanat alanı inşa etmeye yönelik
kocaman bir emek vardı. Ve bu büyük emeğin hem parçası hem de şahidi olanlar, o şehrin
çocuklarıydı.
Konserde sıralarını heyecanla beklerken gösterdikleri sabır, sahne arkasındaki
dansları, sahnedeki disiplinleri ve müzikle buluştukları o anlar…Velilerin desteği, canla başla
çalışan müzisyenlerin özverisi…Tüm bunlara tanıklık etmek, Edip Cansever’in kalbime
işleyen o dizelerini yeniden hatırlattı:

‘’ Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar…
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır’’

Elbette geleceğe dair bir umut taşırken, çocukları yalnızca “birer potansiyel” olarak görmekle
yetinemeyiz. Onlar, bugün de var olan, hak sahibi bireyler. Tam da bu nedenle, Hatay
Akademi Senfoni Orkestrası’nın kültür ve sanat yoluyla çocuk haklarının gerçekleşmesine
sunduğu katkıyı özellikle vurgulamak gerekiyor. Bu katkı, yalnızca müzikle değil;
dayanışmayla, görünürlükle ve birlikte üretmenin gücüyle şekilleniyor. Vurgumu daha
anlaşılır kılmak adına dünya üzerinde en çok ülke tarafından imzalanmış insan hakları belgesi
olan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 31. maddesini hatırlatmak
isterim:

1- Taraf Devletler çocuğun dinlenme, boş zaman değerlendirme, oynama ve yaşına uygun
eğlence (etkinliklerinde) bulunma ve kültürel ve sanatsal yaşama serbestçe katılma hakkını
tanırlar.

2- Taraf Devletler, çocuğun kültürel ve sanatsal yaşama tam olarak katılma hakkını saygı
duyarak tanırlar ve özendirirler ve çocuklar için, boş zamanı
değerlendirmeye, dinlenmeye, sanata ve kültüre ilişkin (etkinlikler) konusunda uygun ve eşit
fırsatların sağlanmasını teşvik ederler.
Kültür politikalarında, geleceğin kültür üreticilerini inşa etmek için katılımın ne denli
önemli olduğunu biliyoruz. Bu katılım ise ancak eğitimle ve alan açılmasıyla mümkün hale
geliyor. Eğitim ve katılımın olmadığı durumlarda ise kültürel eşitsizlik kaçınılmaz olarak
ortaya çıkıyor. Tam da bu noktada, Hatay Akademi Senfoni Orkestrası’nın her bir öznesinin
— bin bir zorlukla ve çoğu zaman görünmeyen emeklerle — sunduğu bu imkân, son derece
kıymetli bir müdahale olarak karşımıza çıkıyor.
Kültür, bir toplumun toprağıyla kurduğu derin bağın ürünüdür; hafızanın
kıvrımlarından, geleceğin inşasına uzanan bir köprüdür. Hatay Akademi Senfoni
Orkestrası’nın kendi toprağından filizlendirip yükselttiği yeni yaşamın sesleri ise, hak temelli
bir yaşama adanmış kültürel bir direnişin yankısıdır. Var olsunlar!

16 Temmuz 2025
Gülbahar Pay

Fotoğraflar: Ulaş Beşoklar