Kalpten Kalbe Bir Yol: Boyutların Ötesinde Bir Dostluk

6–9 dakika

Aşırıcılar/Arrietty’nin Gizli Dünyası (Karigurashi no Arrietty), Studio Ghibli tarafından üretilmiş ve 2010 yılında gösterime girmiştir. Yönetmenliğini, Hiromasa Yonebayashi üstlenmiştir. Bu film, Yonebayashi’nin ilk uzun metraj yönetmenlik denemesidir ve aynı zamanda Ghibli’nin en genç yönetmeni olarak tarihe geçmesini sağlamıştır. Senaryo, Hayao Miyazaki ve Keiko Niwa tarafından yazılmıştır. Film, İngiliz yazar Mary Norton’ın klasik çocuk kitabı The Borrowers’tan uyarlanmıştır. Müzikleri ise Fransız müzisyen Cecile Corbel tarafından bestelenmiştir.

Ghibli’nin şiirsel atmosferinde şekillenen bu film, görünmeyen dünyalarla görünür kalpler arasında incelikli bir köprü kurar.

Bu yazı, Aşırıcılar’a yalnızca bir çocuk filmi olarak değil; kendini tanıma, ayrılığı kabullenme ve dostlukla olgunlaşma hikayesi olarak bakmak istiyor. Film boyunca örülen semboller, sessizlikler ve karşılaşmalar; bireyin içsel yolculuğunu, belirsizlikler karşısında dostluğun verdiği cesaretle yaşadığı dönüşümü yansıtır bizlere.

Animasyon filmlerinin yalnızca “çocuklara yönelik” olduğu yanılgısını kıran bu yapım, duyguların sadeliğini ve derinliğini bir çocuk bakışıyla sunarak yetişkin dünyasına ayna tutar. İçimizde bir yerlerde çocukluğumuzdan kalma izleri uyandırır ve bize; yetişkin yaşamının hızına, telaşına ve kalıplaşmış düşüncelerine karşı başka bir bakışın mümkün olduğunu hatırlatır.Belki de içimizdeki çocuğu sık sık hatırlamaya ihtiyacımız vardır. Sezai Karakoç’un şu sözü de bu yaklaşımı destekler niteliktedir:

“İnsanı çözersin, çözersin, çözersin; içinden çocuk çıkar.”

Aşırıcılar, tam da bu çocuğun sesini, görünmeyen bir dostluğun sıcaklığıyla yeniden duymamızı sağlar.

İki Dünya Arasında: Kaybolan Özün Arayışı

Aşırıcılar bize iki farklı dünyanın varlığını hatırlatır aslında.
Bir yanda hayal gücünün gökyüzü kadar geniş, duyguların ilk günkü masumiyetle yaşandığı çocukluk; diğer yanda kurallarla örülü, duyguların yüzeyde gezindiği, anlayışın yerini yargının aldığı yetişkinlik

Belki de insanın asıl yolculuğu, bu iki dünya arasında kaybettiği özü yeniden bulma çabasıdır.
 Filmde iki çocuk, sessiz ama derin bir yerden ilerleyen dostluklarıyla bu yolculuğa bir örnek sunarlar. Üstelik birbirlerinden çok farklı varlıklar olarak bunu başarırlar: Biri avuç içi kadar küçük bir çocuk, diğeri ise sessizce hasta kalbini taşıyan bir çocuktur. Birbirlerinin varlığına önce şaşırır, sonra korkar ama sonunda ötekileştirmeden, güvenle yaklaşırlar.

Film, bir evin zemininde yaşayan “Aşırıcılar” adlı minyatür bir ailenin hikâyesini anlatır.
Bu küçük insanlar, insanların eşyalarından fark edilmeden minik parçalar “aşırarak” hayatta kalırlar. Bu aşırma, insanların gözünde değersiz görünen, kaybolduğunda fark edilmeyecek kadar küçük şeyler içindir. Doğayla uyum içinde, sessiz bir varoluş sürdürürler.

14 yaşına girmek üzere olan Arrietty, ilk kez babasıyla birlikte “aşırma” görevine çıkar.
 Ancak evde yaşayan hasta bir çocuk olan Sho tarafından fark edilmesiyle tüm düzen bozulur.
 İkili arasında gelişen dostluk, büyükler tarafından tehdit olarak algılanır  ve Arrietty ile ailesi, yeni bir yuva aramak zorunda kalır.

Sessizlik ve Cesaret: Sho’nun Kırılgan Kalbi, Arrietty’nin Küçük Direnişi

Filmin açılış sahnesinde “o yazı asla unutmayacağım.” repliği ile Sho’yu görürüz Sho, anne ve babası ayrılmış, yalnızlığını derinden hissettiğimiz bir çocuktur. Küçüklüğünden beri yaşadığı kalp hastalığı sebebiyle hayata karşı kırılgan, içine kapanık biraz da melankolik bir ruh haline sahiptir. Kalbini fazla zorlamaması gerektiği söylenmiş, bu yüzden herkes onun etrafında sessiz yürümeye alışmıştır. Bu sessizlik onu yalnızlığa doğru itmiştir. Kalp hastalığı nedeniyle sınırlı bir yaşam süresi olasılığıyla yüzleşen bir çocuk olarak Sho, varoluşunun değerini ve başkalarıyla kurduğu bağın anlamını sorgular. Bu nedenle, onu sadece hasta bir çocuk olarak değil, derin bir içsel sorgulama ve anlam bulma çabası içinde olan biri olarak okumak mümkündür.

Arrietty ise bir insan parmağı kadar küçük,  kendilerine yaşam alanı açmaya çalışan bir türün ferdi olarak görüyoruz. Bu tür,  görünmezliğe mahkûm oldukları bir dünyada özgürlük ve yaşam mücadelesi verir. Kahramanımız anne ve babasıyla yaşar. Odası küçük bir bahçe gibidir. Akranı yahut bir arkadaşı yoktur. O da yalnız bir çocuktur aslında. Tüm bunlara rağmen yaşam enerjisini asla kaybetmez. Cesaretli, meraklı, kararlı küçük bir kız olan Ariyetty için dünya tehlikelidir ama aynı zamanda da çok büyüleyicidir. 

İlk Karşılaşma: Korkudan Meraka, Meraktan Dostluğa

Birbirlerinden tamamen farklı boyutlarda yaşayan bu iki çocuğun yolu, bir gün kesişir. Sho -Ariyetty ve ailesinin de yaşadığı- annesinin büyüdüğü eski eve misafir olarak gelir. Arrietty’nin evden ilk kez “aşırmak” üzere çıktığı o gece, Sho onu görür. Göz göze gelirler. Arrietty o heyecan ve korkuyla mutfaktan zorlukla aşırdığı bir adet küp şekeri yere düşürür. Bu durum Arrietty için bir ihlal ve tehditken Sho içinse bir mucizedir. Sho’nun onu korkutmak yerine sessizce izlemesi bir mucizeye tanık olmasındandır da diyebiliriz. Bu karşılaşma, kurulacak dostluk bağının ilk adımıdır. Yere düşen küp şeker ise saflığı ve tatlılığı ile bu ilk temasın bir sembolü olur.

  Sho, Arrietty’nin düşürdüğü küp şekeri geri alması için pencerenin önüne küçük bir not bırakır: “Bir şey unutmuşsun.”

Bu Sho’nun bir dostluk çağrısıdır aslında. Arrietty şekeri ve notu görür ancak almaz; ailesine  anlattığında durum ciddi bir tehdit olarak algılanır. Arrietty, kendi onuru ve sınırlarını koruma niyetiyle şekeri Sho’ya geri vermeye gider. Sho’nun dostluk çağrısını reddediyor gibi görünse de bu gidiş birbirlerini tanımaya vesile olur. Arrietty, evin penceresine tırmanır ve kendini göstermeden şekeri Sho’nun odasına fırlatır. İlk defa konuşurlar ve birbirlerinin isimlerini öğrenirler. Tam bu sırada bir karga saldırısı olur. Sho, Ariyetty’i kurtarır. Kargayı burada, iki dünyanın temasını tehdit eden dış güçlerin- insan merakının, korkunun, yabancılaşmanın- bir yansıması olarak okuyabiliriz.

Ariyetty’nin bu teması insanların onları bulma ihtimalini kuvvetlendirir.  Yeni bir ev bulmaları gerektiği konusu artık gündemdedir. Sho onların kalmalarını istediğini göstermek için, Aşırıcı evini gizleyen döşeme tahtasını kaldırır ve mutfaklarını oyuncak evdeki o şahane mutfakla değiştirir. Ancak, Aşırıcılar bundan dolayı korkup panik olurlar ve Sho’nun umduğunun aksine taşınma işlerini hızlandırırlar. Üstelik Aşırcılar’ın peşinde olan hizmetçi Haru’nun da onları fark etmesine  sebep olur. Burada Turgut Uyar’ın “Her şeyi düzeltmeye çalışmanın yok ettiği…” dizesi zuhur eder sanki.

Dayanışmanın Gücü: Dostluğun Eyleme Dönüşmesi

Arrietty, Sho’nun yanına giderek yaptığı eylemlerin ailesini tehlikeye attığını ve bu yüzden taşınmak zorunda kaldıklarını söyler.
 Sho ise sessiz ama dürüst bir yüzleşmeyle cevap verir: Asıl tehlikede olanın kendisi olduğunu itiraf eder. Küçüklüğünden beri kalbinde bir sorun vardır ve yaklaşan ameliyat için umudu çok azdır.

Bu sahne, iki karakterin farklı ama paralel biçimde kayıp duygusuyla yüzleştiği andır. Arrietty, evini ve alıştığı dünyayı kaybederken; Sho, yaşamının son bulabileceği gerçeğiyle karşı karşıyadır. Aralarındaki dostluk, bu ortak kırılganlık üzerinden güçlenir.

Sho, Arrietty’ye onu korumaya çalıştığını ama başaramadığını içsel bir çaresizlikle ifade eder. Anlarız ki, bazen birini korumak, onu anlamak ve varlığını kabul ederek yanında olmakla da mümkündür.

Hizmetçi Haru, küçük insanların varlığını kanıtlamak için saplantılı bir meraka kapılır. Arrietty’nin annesini yakalayarak bir kavanoza kapatır. İşte burada Sho ve Arrietty’nin dostluğu eyleme dönüşür. Arrietty, annesini kurtarmak için Sho’dan yardım ister; Sho da hiç tereddüt etmeden işbirliği yapar. Artık o, sadece merak duyan bir çocuk değil, sorumluluk hisseden bir dost hâline gelmiştir.

Güçlerini birleştirirler. Farklı dünyalardan gelen bu iki çocuk, ilk kez ortak bir hedef uğruna harekete geçer. Sho’nun arkadaşını omuzunda taşırken gösterdiği dikkat, Arrietty’nin kararlılığıyla birleşir; biri fiziksel gücünü, diğeri cesaretini ortaya koyar.

Veda ve Vefa: Dostluğun Mirası

Arrietty ve ailesi, artık insanların evinde kalamayacaklarını anlayarak bir gece sessizce göç etmeye karar verir. Tam yola çıkacakları sırada Sho yetişir. Arrietty yükseğe çıkar ve Sho’nun göz hizasına gelir. Bu sahne, iki dünyanın tam anlamıyla eşitlendiği tek andır diyebiliriz. Sho, Artiyetty’ye bir küp şeker verir. Sho’nun uzattığı şeker, minnettarlığın ve bir veda hediyesinin sembolüdür, aynı zamanda umut ve hatırlamanın da bir işaretidir. Arrietty, Sho’ya ameliyatını sorar. Sho “öbür gün”  der ve  “Bana yaşama cesareti verdin.” diye de ekler. Bu cümle, filmin en içten itirafıdır. Sho, ölüm korkusunu yenmiştir. Bunun üzerine Ariyetty, tokasını çıkarır ve “Bu sana şans getirsin.” diyerek Sho’ya verir.  Sho’nun küp şekeriyle Ariyetty’nin tokası böylece anlamca birbirini tamamlar. Sho, parmaklarını uzatıp Ariyetty’nin minik ellerini tutar. Aralarındaki farkın önemsizleştiği, sınırların eridiği bir andır bu. Ariyetty “Her şeye rağmen beni korudun,” der. Sho ise, “Sen artık benim bir parçamsın. Seni asla unutmayacağım.” diye yanıt verir. İki dost olarak veda ederler. Bu bölümde de Küçük Prens’ten aşina olduğumuz “Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden” cümlesi zuhur eder sanki.

Ariyetty ve ailesi, sonunda çaydanlıktan yapılmış küçük teknelerine binerek nehirde ilerlerler. Akıntı onları uzaklaştırırken doğan güneş ve suyun yüzeyindeki balıklar, yaşamın döngüselliğini ve bitimsiz bir ümidi hatırlatır bizlere. Bu gidiş bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Su, burada hem arınmanın hem de devamın sembolüdür. Film, sessiz bir huzurla kapanır.

Sho ve Ariyetty birbirlerinin yaşamına kısa bir süreliğine dokunmuş ama o dokunuş her ikisini de dönüştürmüştür. Sho artık ölümü bekleyen bir çocuk değil, yaşama bağlanmış bir insandır. Ariyetty ise korkularından sıyrılmış, kendi cesaretinin farkına varmıştır.

Sonuç olarak, Aşırıcılar, görünür ile görünmeyen, büyük ile küçük, yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgide insanın özüne dair sessiz bir sorgulama sunar. Filmin sonunda kahramanlarımız arasında kurulan bağ, artık gerçekten de görünmeyen ama her daim hissedilecek ve hatırlanacak olan içsel bir motivasyon olarak karşımıza çıkar. Studio Ghibli imzalı bu film, sadece bir animasyon değil; çocukluğun, yalnızlığın ve birbirini anlamaya çalışan iki ruhun zarif bir anlatısıdır diyebiliriz. Arrietty ve Sho’nun dostluğu, çocuklara empatiyi, cesareti, karşılıklı saygıyı ve vefayı öğretirken, yetişkinlere de tüm bu iyi hasletleri tekrar tekrar hatırlatır.

Aşırıcılar/ Arrietty’nin Gizli Dünyası, 2010, Yönetmen: Hiromasa Yonebayashi, Senaryo: Hayao Miyazaki, Keiko Niwa, Studio Ghibli, Japonya.

                                                                                   Naciye Kaya
drnaciyekaya88@gmail.com