Neden ve Nasıl Çocuk Kitapları Okumalıyız?

6–10 dakika

OÇA saha sorumlularından Ceyda, 21 yaşında genç bir kadın. Kendi yaşamına yön veren en önemli şeylerden birinin çocuk kitapları olduğunu fark ettiğinde, bu iyi oluş hâlini başkalarıyla da paylaşmak istedi. OÇA’da çocuk edebiyatına ayrılmış bir birim kurarak bu alanda çeşitli çalışmaların önünü açtı. İlk etkinlikte beni davet etti; “Niçin Çocuk Kitapları Okumalıyız?” sorusu üzerine bir sunum yaptım. Bu yazı, o buluşmaya katılamayan dostlar için küçük bir özet olsun. Çünkü Ceyda haklı: toplumsal iyi oluşa katkı sunmalıyız — hem de en ufak ihtimali bile değerlendirmeliyiz.

Buluşmanın ana kaynağı, Katherine Rundell’in Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız? adlı kısa denemesiydi. Rundell’in yanıtlarına kendi deneyimlerimi ekleyerek bu soruya birlikte cevap aradım.

Çocuk kitapları bizi çoğu zaman bir ödev duygusuyla değil, içsel bir ihtiyaçla bulur. Ne kaybettiğimizin farkında bile olmadığımız bir sıkışıklığın ortasında, bir anda onlara sarılmış halde buluruz kendimizi. Ceyda’nın çocuk kitaplarına duyduğu bağlılık ve bu deryayı paylaşma heyecanı bana çok tanıdık geliyor; çünkü benim de yirmili yaşlarımın başındaki içsel çatışmalarımın en güvenilir yoldaşı hep çocuk kitaplarıydı. 23 yaşından sonra bu ilişki daha profesyonel bir boyut kazandı: çocuk kitapları üzerine derinlikli incelemeler yazıyor, yaratıcı drama atölyeleri tasarlıyor ve yetişkinlerle “Derinlikli Çocuk Edebiyatı Okumaları” programını yürütüyorum. Bu süreç bana her defasında aynı şeyi hatırlatıyor: Çocuk kitaplarıyla bağımızı güçlendirmeliyiz. Ama sadece yetişkinlikte içsel boşluklarımızı sarmak için değil; çocukluk döneminde de bu alanın korunmasına, çocukların ihtiyaçlarının fark edilmesine ve giderilmesine de alan açmalıyız.

Benim de çocukluğumda en çok okuduğum şey çocuk kitabı değildi. Her türlü kitabı büyük bir iştahla okur, kelimenin tam anlamıyla “boyumdan büyük” eserlerin arasında dolaşırdım. Onları okumak havalıydı, hele babamın kütüphanesindeki kitapları okumak, babamla bu şekilde bir bağ kurmak benim için büyük bir zevkti. O kitapların duygu ve zihin dünyam üzerindeki baskısını ise ancak 20’li yaşlarımda, çocuk kitaplarıyla yeniden buluştuğumda fark ettim. 20 ile 30 yaşları arasında çocuk kitapları okuyarak kendimi, çocukluğumu yeniden inşa ve revize ettim.

Katherine Rundell, “Bazı zamanlarda işe yarayacak tek şey bir çocuk kitabıdır,” diyor. Çünkü çocuk kitaplarının damıtılmış, yalın ama derin bir mesajı vardır. Bazı zamanlar başka hiçbir şeye değil, sadece o öz mesaja -dostluğa, cesarete, umuda, sevince dair bir hatırlatmaya – ihtiyacımız olur. O mesaj içimizi ısıtır, bizi kendimizle, dünyayla ve yaşamla yeniden bağlar.

Rundell şöyle der: “İki kişi adına yazarım: 12 yaşındaki ben ve bugünkü ben.”
Biz okurlar da aslında iki kişi adına okuruz — şu anki benliğimiz ve onun kaynağı olan çocukluğumuz için. Çocuk kitapları içimizdeki çocuğa seslenirken, bugünkü benliğimize de iyi gelir. Bizi hem masumiyete hem de bilgelik arzusuna yaklaştırır.

Benim vurgum ise şu: Çocukluk döneminde, çocuğun gelişim evresine uygun kitaplarla temas etmesi çok kıymetlidir. Yetişkinliğimizde bu kitaplara geri dönmemiz, elbette ruhsal olarak besleyicidir. Ancak çocukların, yetişkinlerin gözetiminde bu dünyayla sağlıklı bir ilişki kurması gerekir. Sağlıklıdan kast ettiğim şey, anlaşılır bir ilişki. Çünkü bu dünya çocuk için bir çok yabancı bilinmez şeyle dolu, çocuk kitapları çocuğa bunları bildirir. Nasıl bildirsin, korkutarak ve sindirerek mi, yoksa baş edebileceği öğretecek ve iyi olanı gösterecek şekilde mi? Bu nedenle yetişkin romantizmiyle değil, çocuğa görelik ve çocuğu gözetmek bilinciyle yaklaşmak gerekir.

Çocuğa Görelik: Edebiyatın Kalbi

Çocuk kitaplarının romantize edilerek kucaklanması konusunda biraz dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çocuğa görelik, çocuk edebiyatının temel ilkesidir ve bundan taviz verilmemelidir.

Bir çocuk kitabı kime sesleniyor? Yetişkine mi, pazara mı, yoksa gerçekten çocuğa mı? Bu soruyu sormak çocuk edebiyatını anlamanın ilk adımıdır. “Çocuksu” tınıyı severiz ama “çocukça” davranış rahatsız eder. Bu farkı gözetmek, çocuğun dünyasına hem saygı duymanın hem de edebiyatta onunla eşit bir zeminde buluşmanın yoludur.

Önemli olan çocuğa zengin bir hikâye hakkı tanımak, onun dünyayı anlama hakkını tanımaktır. Çünkü iyi kitap bir haktır. Bu yüzden de iyi kitapların erişilebilir olması gerekir.

Erişilebilirlik: her çocuğa ulaşan kitap

Uygun fiyatlı ve her yerde bulunabilir çocuk kitaplarına sahip olmak, ne yazık ki bugün hâlâ kolay değil. Ekonomik koşullar ağırlaştıkça çocuk kitaplarına erişim de zorlaşıyor.
Bu durumun tüm sorumluluğunu elbette yayıncılara yüklemek doğru değil, ancak ilke olarak çocuk kitaplarının erişilebilir ve yaygın olması gerektiğini savunuyorum.


                         İyi kitap bir haktır; iyi kitaba ulaşmak da bir haktır.

Peki, “iyi kitap” nedir? Kendini övmeyen, ahkâm kesmeyen; sözü dolandırmadan, damıtarak söyleyen; umuda, korkuya, sevince, arkadaşlığa ve meraka alan açan kitaptır.

                               “Gerçek peri masalları açlık hakkındadır.”

Rundell, denemesinde çocuk edebiyatının kısa bir tarihçesini sunuyor. Elbette bu tarih, farklı araştırmacılar tarafından başka izleklerle de ele alınabilir. Yine de ben, bu tarihin bilinmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü çocuk edebiyatı, elimizde hazır bulduğumuz bir kaynak değil; aksine uzun bir gelişim sürecinin sonucudur. Bizler de bu gelişimin bir safında alana katkı sunmaya çalışıyoruz.

Çocuklara hitap eden ilk eserler genellikle görgü kuralları ve ahlaki öğretiler içeren metinlerdi. Çocuğun ayrı bir birey olarak tanımlanması, ihtiyaçlarının fark edilmesi ve ona özel üretim yapılması zamanla gelişen bir bilincin ürünüdür.

Bu sürecin önemli dönüm noktalarından biri de Disney’in etkisidir. Disney, halk anlatılarını alıp kendi anlatı sistemine uyarladı; sayısız kere yeniden biçimlenmiş hikâyeler, bu kez tek bir elden “pürüzsüz” ama aynı zamanda tek tipleştirilmiş ve içi boşaltılmış karakterlere dönüştü. Bu dönüşüm, masalların çok katmanlı doğasını gölgede bıraktı; onları parlak ama yüzeysel bir eğlence malzemesine çevirdi. Bugün bilinçli bir okur olarak bu tek tipleşmeye karşı çıkıyoruz. Çünkü Rundell’in de dediği gibi: “Gerçek peri masalları açlık hakkındadır.” Masalların özü; güce karşı adalet, dönüşüm ve aşktır. Ve bunlara duyulan açlık o kadar fazladır ki masallar anlatıla anlatıla çeşitlenmiş, ihtiyaca göre şekle bürünmüştür. İyi bir çocuk kitabının da bir masalın koruduğu gibi canlılığını ve ihtiyaca göre okurunun elinde yeniden dönüşebilme gücünü korumasını bekliyorum.

Çocuk Edebiyatının Yakıtı: Hayret, Açlık, Adalet

İyi kitaplar benliğimizde bir yerlere dokunur; kapalı kapıları aralar, içimizdeki bir şeyi harekete geçirirler. Hayret duygumuzu kabartırlar. İçsel ve toplumsal eksiklikleri fark ettirir, adaleti, zayıfın yanında olmayı ve dönüşümü öğretirler. Bu yüzden çocuk edebiyatı, yalnızca “masum” bir alan değildir, etki eden itki gücü yüksek bir alandır, ruhuna ve zihne dokunur. Bizatihi Rundell’in dediği gibi  “Çocuk edebiyatı politiktir, çünkü düzen bozucudur.” Çocuk kitapları bizi dünyayı yeniden tahayyül etmeye çağırır, kaybettiklerimizi hatırlatır, hayal gücümüzün vicdanla birleştiği bir alan yaratır.

“Okuma bir mahremiyet alanıdır.”

Bu mahremiyet, benliğin inşa edildiği, kişiliğin sessizce şekillendiği yerdir.Fakat çağ değişiyor; çocuk dediğimiz figür de değişiyor. Benim çocukluğumda sokak, oyun, aile ve köyle kurulan bir ilişki vardı. Bugünün çocuğu ise daha çok ekranın içinde, evde, izole bir benlikle büyüyor.Benim en yakın arkadaşlarım kitaplardı. Sokakta doyasıya oynar, sonra köyde bir ağacın tepesine çıkar, saatlerce okurdum. Herkes uyusun diye bekler, yorganın altında fenerle okumaya devam ederdim. Çünkü yalnızlıkla kurduğum o sessiz bağ, beni ben yapardı.Ama bugün çocuklar için bu yalnızlık ne bir ihtiyaç ne de kolayca biçimlendirilebilen bir alan. Bir zamanlar bir kitaba öylesine dalıp temel ihtiyaçlarını bile unutan bir çocukluk vardı; şimdi ise çoğu çocuk yirmi dakika bile dikkatini bir şeye veremiyor.

Bu yüzden bugün çocuklarla kitaplar arasındaki bağı yeniden kurma sorumluluğu yetişkinlere düşüyor. Okuma atmosferleri yaratmak, gerekirse kitapları içselleştirmek için etkinlikler düzenlemek, birlikte okumak gerekiyor.Bugün “hadi kitap oku evladım” deyip sonra elimizde telefonla sosyal medyada gezerek bir çocuğa destek olamayız. Artık yalnızca “neden çocuk kitapları okumalıyız” sorusunu değil, aynı zamanda“nasıl okumalıyız?” sorusunu da sormalıyız.

Çocuklara ve İçimizdeki Çocuklara Dünyayı Anlatmak

Okumalıyız, çünkü çocuğu ve içimizdeki çocuğu dünyaya hazırlamalıyız. Dünyayı anlamak zor; yardımcı olmalıyız. Fobi yaratmadan, kalbi ağırlaştırmadan, dayanıklılığı öğretmek gerekiyor. Masal dinlemek ve iyi çocuk kitapları okumak bu “mücadele kasını” güçlendirir. Bu kaynakla çocukları buluşturmak, onların benliğine katkı sağlar; hem de biz orada yokken bile ihtiyaçlarını gidermeyi öğrenirler.

Biz soykırımlara, her gün farklı adaletsizliklere ve hayatın değersizliğine tanık oluyoruz. Yine de kalkıp hayatı sürdürmeye devam ediyoruz. Çocukların ve  içimizdeki çocuğun çocuk kitaplarına ihtiyaç var. Çünkü iyi çocuk kitapları, zor zamanlarda umut, yaşam sevinci ve dayanıklılık sağlar. Tıpkı kadim masallar gibi, değişen dünyada değişmeyeni — insanın kök ihtiyaçlarını — hatırlatırlar: arkadaşlık, dayanışma, cesaret ve iyiliğe olan inanç. Çocuk kitapları bu alanlara dokunabilirse, ortak olana da dokunur.

Çocuk edebiyatı ile yürümek, bir şeyi öğretmek için değil, tanımak ve hatırlamak için önemlidir. Bu kitaplar birer umut aracıdır. Ve bu umudu çocuksu bir yerden taşıyabilenler, insanlığa gerçekten yardım eder.

Çocuk kitapları kaçış değildir; aksine yüzleşme ve onarma yeridir. Günümüzde toplumsal olaylara — göç, Filistin halkının uğradığı vahşet, etnik azınlıklar — tepki olarak hızlıca çıkan eserleri görüyoruz. Eğer eser nitelikli değilse bu sadece pazara oynama olur. Bununla beraber nitelikli niteliksiz fark etmeksizin bu konularda yayımlanan eserlerin hala yetersiz olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü güncel hayatta karşılaştığımız gerçekliğin ölçüsü ile bu konularda üretilen eserlerin miktarı arasında bir yakınlık yok. Bu nedenle çocuk edebiyatının gerçek sorunları gündemine alması bile desteklenmesi gereken bir gelişmedir.

Biz, bireysel ve toplumsal doyurulmamış ihtiyaçlarla doluyuz. Çocuk kitapları, bu ihtiyaçları doyuran bir kaynaktır. Hangi ihtiyaçlarımız daha çok karşılanmadı? Hangi duyguların işlenmesine ihtiyacımız var? Bunları sormalıyız.

Dayanışmayı, şefkati ve güvenli bağ kurmayı öğreten çocuk kitaplarının artmasını diliyorum. Ve o kitaplara yalnızca yetişkin farkındalığıyla değil, çocukken de ulaşabilmeyi diliyorum. Belki çocuklukta haklarımız tam karşılanmadı. Belki şimdi içimizdeki çocuk o eksik alanları sarıyor.  O yüzden bir kitap seçelim kendimize. Önce kendimize okuyalım. Hangi ihtiyacımıza karşılık geldiğini, bu ihtiyacın neden daha önce karşılanmadığını, çocukken okusaydık nasıl bir etkisi olacağını düşünelim. Sonra da gidip bir çocuğa okuyalım. Çünkü çocuk kitaplarını okumalıyız ve okunmasını sağlamalıyız.

Not:

Çocuk edebiyatından söz ettiğim her yerde aslında Çocuk Yazını’ndan da söz ederim.
Çocuk Yazını, İstanbul Şehir Üniversitesi kampüsünde doğmuş, oradan taşarak Türkiye’deki çocuk edebiyatı çalışmalarına önemli katkılar sunmuş bir platformdur. Bu oluşumun bir parçası olmayı her zaman gurur ve minnetle anacağım.

Siteye şu adresten ulaşabilirsiniz: 👉 https://www.cocukyazini.com/
Benim bu platformda yayımlanan yazılarımı ise burada bulabilirsiniz: 👉 https://www.cocukyazini.com/Home/UserPosts/14

Efruze Esra Alptekin

17.10.2023/Bursa.