Bu yazılanlar; bir zamanlar çocuk olan tüm yetişkinlere, çocuk işçilere, azınlık çocuklarına, suça yönelmiş çocuklara, ihmal ve istismara maruz bırakılanlara, zorla silahlandırılanlara, suç örgütleriyle ilişkilenmişlere, hapishanede büyüyen çocuklara, sığınmacı ve göçmen çocuklara, ayakta ve hayatta kalmayı başarabilenlere, erken yaşta evliliğe zorlananlara, bugünün yetişkinlerine, ebeveynlerine, siyasetçilerine, yasa koyuculara, yalnızca “birilerinin çocuğu” sıfatıyla anılanlara… Kısacası hepimizedir.
Bir azınlık grubun içinde büyüyüp kimliğinizle ilgili sancı çektiniz mi? Evinizde bir kaos çıktığında bunun bir parçası oldunuz mu? Etrafınızda yetişkinler tartışırken çözüm üretmek zorunda hissettiniz mi? Derin yoksulluk sebebiyle ağır koşullarda çalışmak zorunda kaldınız mı? Kimse size söylemese de üzülüyor, seviniyor, kızıyor, tartışıyor öfkeleniyor, merak ediyor, sorguluyor, araştırıyor ve diğer tüm duyguları yaşıyor muydunuz? Yetişkinler daha fazla huzur bulsun diye kendi sesinizden vazgeçtiğiniz oldu mu?
Dünyadaki tüm gömleklerimizi askıya astığımızda ve ayakkabılarımızı çıkarıp yere temas ettiğimizde; tüm farklılıklarımızla birlikte orada olabildiğimiz, bizi aynı deneyimin ortaklığında buluşturan şeyler var: çocuk olmak ve insan olmak mesela. Her birimiz kendimizin başlatmadığı ama sürdürmek zorunda kaldığı; tanıklığını yaparken bir tarafı olmak mecburiyetinde bırakıldığımız bir yaşam mücadelenin içine doğduk.
Eğer biraz şanslıysak, doğduğumuz aileler, devletler, ekonomiler ve kültürler içerisinde kendi fikirlerimizi ifade edebildik; sesimiz duyuldu, taleplerimiz ve isteklerimiz karşılık buldu. İhtiyaç duyduğumuzda adalete, sağlığa, güvenli alana ve eğitime erişebildik. Ama şansımız yaver gitmediğinde ne ihtiyaçlarımıza ne de yaşama hakkımıza erişebildik. Peki bunlar sadece şansla mı ilgili? Elbette hayır. Zamanın ruhuna, kültüre, ülkenin siyasetine, çağa ve sosyokültürel yapılara bağlı olarak çocuk olmanın anlamı değişti. Öyle ki çocuklar, ‘çocukluğu hak edenler’ ve ‘hak etmeyenler’ gibi adaletsiz bir ayrımın içine itildi. Bunun en büyük sebebi ise büyük sebebi yerine getirmemesi ve patriyarkal yapılanmaların güçlenmesiydi. Tarihte geriye giderek insan hakları ve çocuk hakları konusunda neler yaşandığını elbette görebiliriz; ancak benim değinmek istediğim başka bir nokta var.
Biz yetişkinler benzer süreçleri yaşamış olsak da yetişkinliğe adım attığımız anda sanki dünya bizim doğduğumuz gün değil de, ‘Artık yetişkinsin’ denildiği gün başlamış gibi davranıyoruz. Bu da bir zamanlar olduğumuz yere; çocukken duyduğumuz ihtiyaçlara, beklentilere ve hissettiğimiz tüm ihtiyaçlara, beklentilere bir değer biçmemize neden oluyor. ‘Sen yetişkinsin’ denmeden önceki sesimiz, soluğumuz, rengimiz, kimliğimiz zamanla unutuluyor. Oysa hiçbirimiz çocukluk dönemimizde ‘yarım insan’, ‘küçük insan’ ya da “büyüyünce insan olacak” varlıklar değildik. Doğduğumuz andan itibaren kendi duygusu, kendi dünyası ve kendi aklı olan bireylerdik. Potansiyeli olan tam bir bireydik. Çocuklara yönelik bakış açısı ve algılama biçimi hem çocukluk onurumuzu zedeledi, hem de bizi ‘çocukluğu’ öğrendiğimiz yerden yargılayan bir yetişkine dönüştürdü. Birçoğumuz yaşadığı yoksullukla, sokakta büyümenin getirdiği güvensizlikle büyüdük. “Çocuk olma hakkının” gasp edilmesi, maruz kalınan şiddet ve devletin ile toplumun ilgisizliği bizi adaletsizliğin içinde hayatta kalmaya zorladı.
Görünmeyen ve duyulmayan ihtiyaçlar, yerine getirilmeyen sorumluluklar ve devletin üstlenmediği yükümlülükler; çocukluk ve yetişkinlik arasında ciddi bir tahakküm ve eşitsizlik yarattı. Pek çok şeyi hak edebilmemiz için yetişkinliğe erişmemiz beklendi. Cinsiyetimize, ekonomik durumumuza ve etnik kökenimize göre de çocukluğumuz sürekli şekil değiştirdi. Ama bilmeliyiz ki bir çocuk yalnızca büyüdüğünde değil; şimdi — şu anda — değer görmelidir.
Bu Çocuk Hakları Haftası’nda; dünün çocuğu olarak, çocukken içinde bulunduğumuz hayatı, duygularımızı, düşüncelerimizi ve çabalarımızı hatırlamalıyız. Dünün telafisi bugünü mümkün kılmak, yarının güvenli inşası içinse yetişkin hâllerimizin üstlenmesi gereken sorumlulukları konuşmalı; umudu, iyi niyeti ve dayanışmayı büyütmeliyiz. Bunu çocukluk onurumuza duyduğumuz bir borç olarak yapmalıyız.
Altını çizmemiz ve önemini çoğaltmamız gereken en mühim mesele ise şudur: Bir insan ya da bir birey olarak görmeye hazır olmadığımız çocuklar için onları sürece katmadan dizayn ettiğimiz dünya çocukluk onurunu yaralamaktadır..
“Biz bu ülkede çocukların onurunu kırdık.
Onları büyütmedik, susturduk.
Oysa her çocuğun onuru, insanlığın onurudur.”
Yaşar Kemal /Çocuklar insandır
Peki ‘onur’ dediğimiz şey nedir ve kimler için vardır? En basit anlamıyla, varoluşumuza duyulan saygı ve değerdir. Ve hepimiz için vardır. Sahip olduklarımızdan; rengimizden, dilimizden, cinsiyetimizden, milliyetimizden yaşımızdan bağımsız bir değer bu. İnsan onuru, her insanın sırf insan olduğu için sahip olduğu; devredilemez, koşulsuz bir değerdir. İoanna Kuçuradi, değeri; insanın dünyayı, kendisini ve diğer canlıları anlamlandırma biçimiyle ilgili bir kavram olarak tanımlar. Temelini ise sevgi, saygı, sorumluluk, özen, dürüstlük ve adil olmanın oluşturduğunu ekler.
İçinde bulunduğumuz toprakların kanunları ise ‘İnsan onuru’ kavramı şöyle tanımlar: insan hangi koşullar altında bulunursa bulunsun, salt insan oluşunun kazandırdığı değerin tanınmasını ve gözetilmesini ifade eder.
Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Fakat yalnızca ‘Tüm çocuklar yasalar önünde eşittir’ demek yetmez. Bir çocuk eğitime erişebiliyor, barınabiliyor ve en temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorken; bir diğeri çalışmak, sokakta ya da soğukta uyumak zorunda kalıyorsa, eşit yaşamıyor demektir. Çocuklar yoksulluktan, açlıktan bakımsızlıktan iş kazalarından ölüyorsa; düzensiz göçler sırasında kaybolan, kaçırılan çocuklardan söz edebiliyorsak, savaşın, terörün ve çatışmanın içinde büyüyen, hatta silahlandırılan çocuklar varsa, eşitlikten söz edemeyiz. Bu durumu şimdi–gelecekte değil, tam şu anda– önleyecek etkin yasalar yoksa, o ülkede çocuklar kâğıt üzerinde eşit sayılsalar bile, insan onuru açısından eşit görülmüyorlar, eşit yaşamıyor demektir.
Çocuklar haklarına onurlu bir yaşam sürdürebilmek için ihtiyaç duyarlar. Her çocuk, kendi koşulları içinde insanlık onurunun bir temsilcisidir. Gerçek bir medeniyet, çocukların onuruna, değerine ve haklarına dokunmadan inşa edilir. Bir toplum, çocuklarına adalet, güven, oyun ve ifade özgürlüğü sağlayabiliyor, onları korkutmadan, manipüle etmeden, değersizleştirmeden kendi yaşantılarını anlama, anlatma ve değiştirme hakkını tanıyorsa, ancak o zaman adil bir yaşamdan bahsetmek mümkün olur.
Çocukların onurunu savunmak; toplumun kendi insani değerlerini savunmak; her yetişkinin geçmişteki çocukluk onurunu empati, şefkat ve sevgiyle anlaması ve onarmasıdır..
Çocuk haklarına da en başta girdiğimiz bu kapıdan bakmaya başlamak , kendi çocukluğumuzla ilişkimizin nasıl olduğunu anlamak ve belki de onu yeniden inşa edebilmek için elimizdeki hâlâ bir fırsat var. Bunu gerçekleştirebilmek için elimizde büyük bir dayanışma kültürüne, bilgiye, deneyime, öğrendiğimiz derslere ve güçlü ortaklıklara sahibiz.
Geçtiğimiz günlerde ziyaret ettiğim bir evde, ebeveynin acıyı yiyemeyen çocukları için çocuk turşuları yaptığını, acısız baharatlar kullandığını öğrendim. ‘Var olanı yesin’ dememiş, ‘yemese de olur’ dememiş ve birlikte yaşadıkları evde birlikte çocuk turşusu yapmışlar. Bir insan olarak çocukları gözetmek, katılımını sağlamak, ihtiyaçları görmek ve hayata eşlik etmesine izin vermek aslında bu kadar kolay. Peki daha fazlası için neler yapabiliriz? İste buna da bir göz atalım çok isterim.
• Çocuklara ve haklarına saygı duymakla, var olan hakları gasbetmeyerek başlayabiliriz.
- Devlet otoritelerini harekete geçirmek ve yükümlülüklerini hatırlatmak için yasaların, politikaların takipçisi olabiliriz.
- Çocuklara uygulanan ihmal ve istismarı 183, 155, çocuk işçi çalıştıran işletmeler için 170’e, ayrıca Aile Bakanlığı ve sosyal hizmet müdürlüğü gibi makamlara bildirebiliriz.
- Çocuk haklarına dair ve hakları korumakla ilgili mekanizmalara dair bilgimiz yoksa etrafınızda bulunan sivil toplum örgütlerinden bilgi alabiliriz.
- Yaşama ve varlığını sürdürmesi için çocuklar için çalışan kuruluşlara ulaşabilir ve bütçemize göre bağışta bulunabiliriz.
- Yemek siparişlerimizin yetişkin bir kurye ile gönderilmesini talep edebilir; yetişkin kurye yoksa siparişi iptal etmelerini not olarak iletebiliriz.
- Eve veya işyerimize tamirci çağırdığınızda yanlarında çocuk işçi getirmemelerini isteyebilir; çocuk işçi çalıştıran işletmelerden alışveriş yapmayabiliriz.
- İş yerimizde çocuk işçi çalıştırmayabilir ya da istihdam ediyorsak, çalışma koşullarını, şartlarını ve güvenliği sağlayarak istihdam etmeye özen gösterebiliriz.
- Trafikte ışıkta mendil satan, su satan, cam silen, ayakkabı temizleyen ve sokakta zorla çalıştırılan çocuklardan alışveriş yapmayabiliriz. Böylelikle çocuklar için tehlikeli olan bu sömürüyü pekiştirmemiş oluruz.
- Çok topluluklu bir yaşam alanımız varsa; Türk, Kürt, Ermeni, Dom, Abdal, Suriyeli, Afgan ve daha birçok milletten insanla birlikte yaşamı desteklemek için barışçıl olmayı seçebiliriz. Onlarla meraklı ve önemseyen bir sohbet başlatabiliriz.
- Ayrımcı ve cinsiyetçi dili, nefret söylemini konuşmalarından çıkarabilir; yerine daha kapsayıcı ve haklara saygılı bir dili koyabiliriz.
• Nasıl ki bir yetişkinin yoldan geçerken yanağını sıkamıyorsak, öpücük atamıyorsak kolundan tutup kenarı çekiştirmiyorsak çocuklara da aynı saygıyı göstermeye başlayabilir, mahremiyetini ve özel alanına özen gösterebiliriz.
• “Geleceğin yetişkini” değil, bugünün insanı olarak görebilmek için kendinizi eğitebiliriz.
- Çocukları dinlemek genellikle çocuk haklarının tümünü de daha iyi hale getirebilir . (Prof Laura Lundy )bu sebeple etrafınızdaki çocukların duyulması dinlenmesi için bir dayanışma kültürü oluşturabilir ve aktif rol alabiliriz.
Dipnot: Dünya Çocuk Günü, ilk olarak 1954 yılında Evrensel Çocuk Günü olarak belirlenmiş olup, uluslararası birlikteliği, dünya çapındaki çocuklar arasında farkındalığı ve çocukların refahını artırmak amacıyla her yıl 20 Kasım’da kutlanmaktadır. 20 Kasım, BM Genel Kurulu’nun 1959 yılında Çocuk Hakları Bildirgesi’ni kabul ettiği tarih olması ve aynı zamanda BM Genel Kurulu’nun 1989 yılında Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni kabul ettiği tarih olması nedeniyle önemli bir tarihtir .
KAYNAKÇA
İnsan Hakları evrensel beyannamesi
Çocuk Hakları sözleşmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/227835
Nazan Maksudyan, “Revolution is the Equality of Children and Adults”: Yaşar Kemal Interviews Street Children, 1975
https://www.ihd.org.tr/insan-onuru/
YEŞİM GÜLTEKİN
19 KASIM PAZARTESİ/ 2025
