Konuk: Güzin Öztürk
Program notlarını derleyen: Efruze Esra & Ceyda Akpolat
Ceyda Akpolat’ın koordinatörlüğünde, 2025 güz döneminde OÇA Çocuk Edebiyatı çalışmalarını ortak bir çatı altında toplamaya karar verdik. Amacımız, her ay bir konuk ağırlayarak çocuk edebiyatına ve çocuk kitaplarına daha yakından bakmak, bu alan üzerine derinlemesine konuşma imkânı yaratmak ve tüm bu birikimi herkes için erişilebilir kılmak.
Ekim ayındaki ilk oturumun konuğu Efruze Esra oldu. Kendisi, “Niçin çocuk kitapları okumalıyız?” sorusu etrafında bir açılış konuşması yaptı. Oturumun ardından, bir hatırlatıcı özet niteliğinde kaleme aldığı blog yazısına buradan ulaşabilirsiniz:
https://oyuncalismalari.org/2025/10/26/neden-ve-nasil-cocuk-kitaplari-okumaliyiz/
İkinci davetlimiz, kasım ayında “Çocuk Hakları” teması çerçevesinde Güzin Öztürk oldu. “Çocuk Hakları Konusu Çocuk Edebiyatına Nasıl Yansır?” başlığını belirleyerek Kaça Bölersin ve Bavulumdaki Kırık Fincan kitapları üzerine bir konuşma daveti yaptık. Derinlikli okumalarla gelen katılımcı arkadaşlarımızla birlikte oldukça geliştirici bir sohbet gerçekleştirdik. Ceyda’nın hazırladığı katmanlı sorulara konuğumuzdan gelen yanıtları derledik. Bu doküman, oturuma katılamayanlar için, Güzin Öztürk’ün cevaplarından tutulan notlardan oluşmaktadır. Birebir deşifre niteliğinde değildir; konuşmanın doğal akışını bozmadan, yer yer tutulmuş notlar şeklinde size sunulmaktadır. Hem bir arşiv çalışması olması adına hem de ilham olması, fikrin ve birikimin erişilebilir bir kaynağa dönüşmesi ilkesi ile paylaşıma hazırlanmıştır.
Buyurunuz:
Önemsediğimiz hakların ne kadarını çocuk kitaplarına yansıtabildiğimizi kendimize sormalıyız. Önce dört temel çocuk hakkını hatırlayalım: Ayrımcılık yapmama, çocuğun yüksek yararının gözetilmesi, yaşama ve gelişme hakkı ve katılım hakkı.
Dünyada bir yandan çocuk haklarını konuşurken, diğer yandan çocukların yerinden yurdundan edildiğine tanık oluyoruz. Birleşmiş Milletler bu konuda yetersiz kalsa da, çocuk haklarından vazgeçmemeliyiz. Çünkü ancak haklara dair farkındalık arttığında çocuklar hem kendi haklarını bilir hem de başkalarının haklarına saygı göstermeyi öğrenir.
Ayrımcılık içeren, çocukları hakları açısından eşit göstermeyen metinler zaten çocuklar tarafından da kabul görmüyor; çocuklar bu tür anlatıları özümsemiyor.
Çocuklarda adalet kavramının gelişebilmesi için onları birer özne olarak kabul eden metinlere ihtiyacımız var. Metin didaktik olmasa da mutlaka bir şey söyler. Çocuklar iyi metni hemen ayırt ediyor ve seviyorlar.
Ayrıca karakterle özdeşleşme meselesi çok önemli. Mesaj verme kaygısı belirgin olduğunda çocuk bunu sezdiği için metni reddediyor. Bu nedenle konuyu ince bir ayarla, sezdirerek anlatmak büyük önem taşıyor.
Her çocuğun çocuk kitaplarında temsil edilmesi gerekiyor. Ne yazık ki yayın dünyası bu tür konulara çoğu zaman mesafeli yaklaşıyor ve dolaylı bir sansür uygulayabiliyor. Oysa çocuklar, sanılanın aksine, bu konularda yetişkinlerden daha güçlü baş etme becerilerine sahip olabiliyorlar. Sadece mutlu, sosyo ekonomik durumu iyi olan çocukların hikâyelerde yer alması ise oldukça sakıncalı. Bunun yerine, farklı koşullarda yaşayan, çeşitliliği yansıtan çocuk karakterlerin bulunması büyük önem taşıyor.
Çocuk kitapları birer penceredir, der Dr. Meral Kaya. Çocuk bu pencereden diğer hayatları görür, onlarla tanışır. Aynı zamanda kendisini de görür; çünkü çocuk kitapları bir temsil dünyasıdır. Çocuk, karakterle birlikte mücadele eder ve yansıma yoluyla bir çözüm bulur.
Yansıma yoluyla çocuk, kendi hayatındaki sorunlara da çözüm bulabilir.
Peki çocuklara hak temelli düşünmeyi nasıl öğretiriz? Bunu doğrudan söyleyerek değil, metnin kendi akışı içinde sezdirerek yapmak önemlidir.
Aile içinde “hak”, “eşitlik” ve “adalet” kavramlarının ne anlama geldiği üzerine konuşmak da büyük önem taşır. Bu kavramlar çocukların dünyasında ne kadar yer bulursa, hak temelli düşünme de o kadar güçlenir.
Kaça Bölersin hikâyesi, bir portakalı bölüşme üzerine kurulu bir anlatı. Her karakterin, kendisine daha fazla pay düşmesi için öne sürdüğü bir gerekçe var. Bu durum üzerinden eşitlik ve adalet kavramlarını tartışma ve öğrenme imkânı doğuyor: Eşitlik nedir? Adalet nedir? Çocuklar bu sorulara doğru cevaplar verebiliyor; aralarındaki farkı da çoğu zaman biliyorlar. Ancak paylaşma aşamasına gelindiğinde “adil olma” kısmında zorlanabiliyorlar ve daha çok “eşit bölme”ye odaklanıyorlar. Bu da kavramların uygulamada nasıl karışabildiğini gösteriyor.
“Anlatma, göster” metoduyla yazmayı tercih ediyoruz. Çünkü hikayede mevzu edilen konular da günlük hayatın çatışma konuları. Bu sebeple empati kurabileceği içine dahil olabileceği bir gösterge dünyası oluşturmak etkili olabiliyor.
Bavulumdaki Kırık Fincan eserinde, okuyucuda “kitaba sarılma isteği” uyandıran duyguyu hem konuştuk hem de bu fiziksel itkiden bahsettik. Gelişim düzeyine uygunluk çok önemli. Biz yetişkinler metnin ne anlatmak istediğini sezebiliyoruz; metin açık bir mesaj verme kaygısı taşımıyor ama yine de güçlü bir iletisi var.
Çocuk hakları, aktivizm ve çocukların çevresinde gördükleri olaylara yaklaşım biçimleri önemli bir tartışma alanı oluşturuyor.
Her çocuğun iyi hikâyeler okuma hakkı var; bu noktada yayınevlerine ve yazarlara büyük sorumluluk düşüyor. Çocuğa neyi, nasıl anlatabileceğimiz üzerine düşünmeliyiz. İyi bir hikâye, hak temelli olmalı; olumsuz öğeler tamamen yok sayılmasa da dengeli bir şekilde sunulmalı.
Ayrıca çocuklar eserlerden sadece mesaj almak değil, aynı zamanda tadını çıkarmak da isterler.
Türkiye’de çocuk edebiyatı üretiminde çocuk hakları farkındalığının hangi noktada olduğu ve nasıl bir gelişim göstermesi gerektiği önemli bir sorudur. Ülkemizde çocuk edebiyatı belirli ölçüde ilerleme kaydetti ve çocuk hakları temelli bir yaklaşım da giderek yaygınlaşıyor. Elbette her eser için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Öte yandan, Türkçe eserler artık yurt dışında da okunur hâle geldi ve bu durumla gurur duyuyoruz. Konuştuğumuz iyi kitapları sahiplenen öğretmenlerimiz de var; onlara ayrı bir teşekkür borçluyuz.
Kitaplar oldukça pahalı olsa da, çocukların ücretsiz olarak kütüphanelere gidip kitap almayı bilmediği, ailelerin de kütüphaneleri yeterince aktif kullanmadığı bir gerçek. Güncel eserler kütüphanelerde mevcut ve buradan da bir eşitlik sağlanabilir. Ayrıca çocuklara kitap hediye etmek için yanımızda kitap taşımak da pratik bir öneri olarak öne çıkıyor.
Çocuklara ulaşmak çok önemli. Katılım hakkı, özellikle göz önünde bulundurulması gereken bir hak. Biz yetişkinler çoğu zaman çocukları dinlemeyi bilmiyoruz; bunun yerine hemen çözüm bulmaya çalışıyoruz.
Eşit eğitim hakkı da üzerinde durulması gereken bir konu. Peki, çocuk hakları perspektifi Türkiye’deki çocuk edebiyatının geleceğini nasıl dönüştürebilir? Ceyda’nın sahada olmasının çok dönüştürücü etkisi var. Bu alanda sahada çalışanlar olduğu gibi, henüz bu fırsatı değerlendiremeyenler de var. Sahada olmak, çocuklarla doğrudan etkileşim kurmak, onların bakış açılarını anlamak ve çocuk hakları perspektifini eserlerle birleştirmek, edebiyatın dönüşümüne ciddi katkılar sağlayabilir.
Çocuk, eğitilmesi gereken bir nesne olarak değil, kendi kararları olan bir birey olarak ele alınmalı; bu nedenle daha etik bir dil kullanılmalı ve duygularını tanıyan, güvenlik hissi yaratan bir anlatı kurulmalı. Aynı zamanda güncel sorulara ve toplumsal duyarlılıklara da açık olmalı.
Üretim süreçlerinde de hak odaklı bir yaklaşım benimsenmeli. Yayınevleri ve yazarlar için etik bir duruş şarttır. Çocuklardan geri bildirim almak, üretim sürecine onları dahil etmek büyük önem taşır. Telif süreçlerinde de etik davranış sergilenmelidir.
Bu yaklaşım baştan ayağa, kapsamlı bir şekilde uygulanmalı; okullara ve kütüphanelere erişim artırılmalı, sosyal medyada yapılan çalışmalar da önemli katkılar sağlayabilir. Sizlerin üretimleri, çocuklarla yapılan eleştirel tartışmalar çok değerli. Ayrıca STK ve yazarların sesinin yüksek çıkması ve öğretmenlerin eleştirel okuma kültürünü geliştirmeye yönelik girişimlerde bulunması da bu farkındalığın artmasını olumlu yönde etkileyecektir.
Kitap okura ulaştıktan sonra eleştirilere açık olmalı ve kütüphanelerle iş birliği yapılabilir.
İyi oluşumlara bir örnek olarak Eksi 18 Edebiyat Topluluğu’na bakılabilir. Güzin Öztürk bu buluşmaya da -18 Edebiyat Topluluğu adına katılmaktadır: https://www.eksi18edebiyat.org/
Editörler de yazarlarını hak temellilik noktasında yönlendirebilirler; bu süreçte bir denetim ve ilke listesi oluşturulabilir. Ancak bunun kitapta bir “damga” gibi görünmemesi gerekir.
Çocuk hakları konusunda aslında hâlâ üzerinde düşünülmesi gereken çok nokta var. En önemlisi, her şeyi merkezden düşünmeyi reddetmek ve aklımıza gelmeyen durumlarda da bir hak ihlali olabileceğini göz önünde bulundurmak. Örneğin, hastanedeki çocukların yazarları görme ve onlardan imza alma hakkı vardır. Ya da özel gereksinimli çocukların kültürel mirasa erişim hakkı vardır. Belki de kendi hayatımızda bir özne olarak hiç yer almadığımız birçok durumla ilgili hak söylemlerini hiç düşünmemişizdir; işte bunları duymak çok önemlidir. Eserlerin, bu görünmeyen hak ihlallerini fark etmesi ve duyurması, aslında bizim de empati kasımızı geliştirir.
*Bu metin, zoom canlı yayınında gerçekleştirilen konuşmalardan alınan notlardan oluşturulmuştur. Yazınsal açıdan kimi aksaklıklar içerebilir. Metnin amacı, programa katılamayan kişilerin de sürece dahil olmasını sağlamak ve buluşmaya dair kalıcı bir hafıza oluşturmaktır.
